Kuranda tekrar ile “Şükrederseniz nimetimi elbette arttırırım.”.[1]Yalnız Allah’a kulluk et ve şükredenlerden ol.”.[2]Hâlâ şükretmezler mi?”.[3] gibi âyetlerle gösteriyor ki, Hazreti Allah kullarından istediği en mühim iş şükürdür. Kur’an da insanı ehemmiyetle şükre davet eder. Ve şükür etmemeyi, nimetleri yalanlama ve inkâr suretinde gösterir. İnsanı, “Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?[4]  ayetini otuz bir defa tekrarla şiddetli bir şekilde tehdit eder.

Kuran yaratılışın neticesini şükür olarak gösterdiği gibi, bir tür büyük kitap olan evren de görüp görmediğimiz yerlerin yaratılmasının sonucunu şükre bağlıyor. Kainatta her bir şey, bir derece şükre bakıyor. Evren sanki bir fabrika en kıymetli çıkardığı mahsül ise şükürdür. Ya da kainatı bir ağaç olarak düşünürsek en kıymetli meyvesi şükürdür.

Kainatı, büyük ve geniş bir halka veya daire şeklinde dünürsek, merkezine hayat yerleşir. Bütün var olanlar hayata bakar, hayata hizmet eder, hayatın ihtiyaçlarını yetiştirir. Yani her şey hayatın varlık bulması için düzenleniyor. Bir çiçeğin hayat bulması için toprak, su, ateş ve hava lazım geldiği gibi dünyanın 23’’ eğik olması da hayata bakıyor. Dünyanın ve güneşin belli bir yörünge içinde dönmesinden tut, yıldızların dizilişine kadar her şey hayata hizmet ettiriliyor.

Hayata baktığımızda sanki bir büyük ve geniş bir daire şeklindedir. Merkezinde ise rızık vardır. Bütün hayat sahipleri olan bitkiler, hayvanlar ve insanlar hayatın merkezi olan rızkın peşinde ve etrafında dolaşıyor. Sanki rızık İnsanlara hükmediyor. Bütün mesaisini rızk üstüne çalıştırıyor. Nasıl; Aşık sevdiği şeyin etrafında dönüp durur. Onun kendisinin olmasını ister. Aynen öyle de insan ve bütün hayat sahipleri rızka olan ihtiyaçlarını aşk derecesine çıkarmıştır. Adeta İnsanların ve canlıların hayatı rızık şekline girmiştir. Bu gün hayatımıza baktığımızda her şey bize ve hayatımızın kolaylığına bakıyor. Evimiz, evimizde bulunan fırınlı ocak, buzdolabı, çamaşır makinası, ütü, radyo, tv, telefon, bilgisayar, dışarıda araba, uçak, gemi birer nimettir bize hizmet ediyor. Tüm bu hayatımızı kolaylaştıran aletler birer nimettir şükür istiyor

Allah rızıkın içini o kadar geniş ve zengin bir şekilde ayarlamış ki, Allah’ın bütün isim ve sıfatlarının manası yansıması adeta rızkın içinde merkezileşip toplanmıştır. Rahman ismi açların imdadına yetişir neye ihtiyacı var protein, glikoz, mineral gibi rızkın içine yerleştirip verir. Müzeyyin ismi,  nimetin güzelliğine ebat ve ölçüsüne bakar, Rızkın bütün çeşitlerini tadıp tartacak kıvamda ve donanımda olan insan mahiyeti bir nevi bütün isim ve sıfatların da idrak ve şuurunda olabilir bir mahiyettedir.

Her şey rızkın etrafında toplanmış. Ona bakıyor. Rızık dahi hal ile de dil ile yapılan şükre bakıyor. Şükrü yetiştiriyor. Şükürle daim oluyor. İnsanın bir yemeğe iştahlı olması, onu istemesi yaratılışında olan bir şükürdür. Dilindeki tat alma duygusu adeta Allah’ın yer yüzünde açtığı sofranın, nimetlerin bir müfettişi hükmündedir. O tat alma duygusu gıdalar adedince küçücük ölçülerle Allah’ın nimetlerinin her birini tartmak ve tanımak ve bir manevî şükür şeklinde cesede ve mideye haber vermektir. İşte bu surette tat alma duygusu, yalnız maddî cesede bakmıyor. Belki kalbe ve ruha ve akla dahi baktığı cihetle midenin yükseğinde hükmü var, makamı var. Bizim tat alma duygumuza göre nimet veren birine, şükür etmeye davet ediyor.

Bir elmayı veya bir limonu yerken ağzının sulanması farkında olmadan yapılan bir şükürdür. Rızık olarak verilen nimetlerde güzel süslü şekiller, çok hoş kolular, gayet güzel tatlar insanı şükre davet eder, şevklendirir. Şevk ise nimeti güzel bulmayı oda nimete hürmet edip kıymetini anlamaya sevk eder. Zaten bu da manevi bir şükürdür. Nimetin içindeki bu geçici, kısa şükrün arkasında daimi, hakiki şükür olan bize acıyarak merhamet eden ona göre rızık veren rabbimizi buldurur. Şükrün ölçüsüyle Allah’ın verdiği nimetlere yerli nazarıyla bakar, nimeti yerli yerinde kullanır, israf etmez. O nimetten dolayı rabbisiniz verdiğine rıza gösterir, memnun olur.

 

Rabbimizin, Allah isminden sonra en büyük Rahman ismi rızka bakıyor. Rızkı gören insan kendinin ihtiyaçlarını gören ve ona göre veren nimetin sahibini bilir onu tanır. İman eder. Bundan dolayı şükrün içinde safi bir iman vardır. Çünkü elmayı yiyen adam elhamdülillah der şükrünü ilan eder. O elmayı doğrudan doğruya Rabbinin bir hediyesi olarak bilir. Mülkü ona teslim eder. Kendisi dahi teslim olur. Örnek olarak marketten ihtiyacımız olan şeyleri aldığımızda onlara bir fiyat ödüyoruz. Bunun gibi, bize verilen sayamayacağımız kadar nimetlerin de bir fiyatı var. O da besmele ile alarak vereni tanımaktır. Fikir ederek rızkın bize nasıl geldiğini bilmek ve bize bu nimetleri verdiği için şükretmektir.

Hayat sahipleri içinde en çok rızka muhtaç insandır. İnsanın en büyük görevi rabbini tanımak ondan geleni bilmektir. Allah insanı biliyor, rahmetiyle bildiğini bildiriyor. İnsan da onu bilmeli, hürmetle bildiğini bildirmelidir. Bu yönle rabbini isimlerini ve sanatlarını tanıyacak ve bilecek cihazlar insanın eline verilmiş. Onun için hadsiz ihtiyaç verip, maddî ve manevî rızkın sayısız türlerine muhtaç etmiştir.

İnsan kesin anlamalı ki, kendisi gibi tam bir zayıflıkla beraber fakirlik içinde, sonu olan küçücük bir mahlukken bu koca kâinatı emrine veren imdadına gönderen; kendinden tam katışıksız bir şükür  ve ciddî ve safî bir hürmet ister. İşte ona teşekkür etmek; o nimetleri doğrudan doğruya ondan bilmek, o nimetlerin kıymetini takdir etmek ve o nimetlere kendi ihtiyacını hissetmekle olur. İnsan her ihtiyaçlarını karşıladıkça bir nimet karşına çıkmış, çıkan her nimete, rızka karşı şükür etmiş. Şükrü artıkça ihtiyacı artmış. İnsan böylece bir şükür üreten bir fabrika olmuştur. Adeta İnsan, Kâinatı bir nimet hazinesi bilmiş; şükrü ona anahtar yapmış; rızıkı onun neticesi olarak almıştır.

 

Zeynelabidin YILDIRIM

[1] İbrahim Sûresi, 14:7

[2] Zümer Sûresi, 39:66

[3] Yâsin Sûresi, 36:35, 73

[4] Rahmân Sûresi